Önemli Olan Şekil...

on 20 Haziran 2009 Cumartesi


Toplantıdan kovulan mühendisin haberini duymayan kalmamıştır herhalde.Bilmeyen varsa da biraz bahsedeyim.Çorumda il koordinasyon kurulu toplantısı yapılıyor,konuşma yapmak üzere kürsüye jeoloji mühendisi Veysel Uykan çağırılıyor ve bundan sonra dananın kuyruğu kopuyor.

Mühendisin topsakallı ve kot pantolonlu olduğunu gören vali,yazık adamcağıza demediğini bırakmadı.Herkesin önünde rencide etti.Adamın top sakalına kadar karıştı ve konuşmasına izin vermeden kürsüden inmesini istedi.Tabiki mühendis inerken de çok güzel cevabı yapıştırdı,"Sizin başka işiniz yok mu sayın valim."

Tabiki ben de tv başında bu haberi izliyorum,"Hey yarabbim sen bana sabır ver."dedim.sighAma helal olsun mühendise tek bir cümleyle de onca lafın altında kalmadı.
Toplantılara katılma prosedürlerini bilemem, ama vali denen birisinin çocuk azarlarmışcasına koskoca adamı takım elbise giymemişsin diye onca kişinin içinde azarlaması çok utanç verici birşey.Şekle ne bakıyorsun kardeşim asıl önemli olan fikirdir.Belki adam alanında başarılı birisi ve herkese faydalı bilgiler verecekti.Ama bunu düşünen yokki.Makam sarhoşluğunun altında şekilcilik yapmaya devam edilsin.Belki Çorum tek tip insan modeline daha çabuk geçer.

Ben valinin yerinde olsaydım(kaldı ki isterse toplantıya bermuda şortla katılsın,ben fikirlerin önemli olduğunu düşünürüm),böyle bir rahatsızlık duymuşum;orada insanların önünde bunu dile getirmem,ilk önce karşımdaki kişiyi düşünürdüm.Toplantının bitmesini beklerdim ve mühendisi yanıma çağırıp tatlı bir dille rahatsızlığımı anlatır ve bir dahaki toplantıya takım elbiseyle gelmesini rica ederdim.Yani o makamın hakkını vererek bunu yapmış olurdum.

Kaldı ki takım elbiseyle,sakalla saygı olmaz.Takım elbiseli saygıdan yoksun, koltuk sevdalısı insanlara ne demeli.Takım elbiseli şekilci olmaktansa kotlu mühendis olurum daha iyi.

Şekilcilğin hakkını veren büyüklerimiz olduğu sürece bu ülkenin katttttiiiiyyyyeeen sırtı yere gelmez.Gelebilir mi,ne mümkünatı var değil mi?Elin oğlu ayda koloni kurma peşinde koştursun,uzaya roketler fırlatsın.Sen burada kim ne giymiş onunla uğraş.

Ah ülkem vah ülkem!!!celebrate

Başkalaşım süreci...

on 11 Haziran 2009 Perşembe


Dört beş gündür blogun yeni görüntüsüyle uğraşıyorum.Daha önceki temam bana bayağı bir sıkıcı geliyordu.Turuncular içinde boğuluyordum sanki.Fakat eski tema için de çok uğraşmıştım.Bu yüzden bir türlü kıyamıyordum, yeni tema bulup değiştirmeye.Bloggerın kategorilendirme gibi bir özelliği yok bilirsiniz.Eski temamda küçük simgelerle kategori yapmak için az mı uğraşmadım.Şimdi düşünüyorum da o kadar da uğraşmaya değmezmiş.Yeni tema buldum ya şimdi böyle konuşuyorum.around

Bu yeni temam da wordpressten uyarlama.Öylesine google amcama sormuştum "blogger tema" diye.O site senin bu site benim dolaşıyordum.Bir blog buldum,baktım bu temayı yabancı bir sitede keşfetmiş.Keşfeden şimdi aklıma gelmiyor,o kadar araştırmış bulmuş.Buradan onun blog adresini verip yönlerdirmek isterdim,ama hatırlayamıyorum.Emeğe her zaman saygım vardır,bari wordpressten uyarlayan yabancı siteyi vereyim.Blogumun en alt köşesinde de yönlendirme linki mevcut ama ben yine de adresi vereyim:
Ahan da buradan
Yeni görünüm iyice içime sindi.Bu görüntüyle daha mutluyum,iç açıcı,ferahlatıcı bir yanı var.gile

Bu arada nedendir bilemiyorum,şimdiye kadar planladığım yazıları bir türlü bloga aktaramıyorum.Her tasarladığım yazıyı da en ince ayrıntısına kadar yazmak istiyorum.Biraz da titizlikten midir nedir,başlıyorum yazıya,bakıyorum beğenmiyorum,hooop sil baştan tekrar başla.Tekrar tekrar derken bu sefer saçmalamaya başlıyorum.Böyle yarım kalan bir çok yazım var.celebrateDaha hikayemi tamamlayamadım.Şimdi tekrar okuyorum hikayeyi, yine beğenmiyorum.Acaba diyorum,hikayeyi tekardan mı kurgulasam.gigitjariArtık nasıl bir ruh haliyle yazdıysam hikayeyi,çok karamsar bir yazı çıkmış ortaya.

O yarım bu yarım derken,sadece yazılarım değil hayatımda da yarım kalan bir çok şey olduğunu farkettim.Eğer durum böyleyse ciddi bir problem var ortada.En iyisi mi yarım bıraktıklarımın listesini çıkarıp tamamlamak.O zaman belki bütün sıkıntı ve kaygılarımdan kurtulurum.

Meğersem hayatı 1/2 modunda yaşıyormuşum,haberim yokmuş.Diğer yarımı da bulursam,iyi olacak.blurBaşkalaşım geçirmem dileğiyle...

Melankolik Ürün

on 7 Haziran 2009 Pazar

Melankolik halden nasıl kurtulacağım bilmiyorum.Her şey mi hüzünlü gelir kardeşim.Nereye baksam acı fışkırıyor sanki.Haha! bunu deyince aklıma Ata Demirerin gösterisi geldi."Üzerimde gereksiz bir acı" blurAynı bu haldeyim.Ne yapsam ne etsem de kurtulsam bu halden.Böyleyken insan hep bir şeyler yazmak istiyor.Bu halimin bir ürünü olarak ufak bir şiir denemesi yaptım bakalım nasıl olmuş.

Bendeki Sen
Sendin benim sevdiğim,sendin
Bir başkası değil.

Her defasında bir başkasını anlatsamda,
İçimdeki seni anlatıyordum sana.
Sendin bendeki.

Sanaydı serzenişlerim,sanaydı
Belki farkındaydın,belki değildin.
İncitmek mi istemezsin beni,
Anlamadım ki...

Bütün gece seni sana anlattım,
Ama sen bilmiyordun.
Her zamanki gibi,
Bütün masum güzelliğinle,
Beni dinliyordun.

Sanki ellerimle bütün kapıları kapattım.
Belki baştan kapalıydılar,
Ben açık sanıyordum sadece.

Yüreğimin bir köşesine saklanmışsın,
Bulamıyorum seni...

Nasıl bir şiirse artık bende anlayamadım.Böyle tuhaf bir şey çıktı işte.blur

Ruh Hali Analizi

on 3 Haziran 2009 Çarşamba

(Ruh halimi anlatan resim)

Bir önceki yazıma baktım da beni bayağı kızdırmışlar.Şimdi aynı şeyler olsa gülüp geçerim.Ama insanın her zaman ruh hali aynı olmuyor.Benim de böyle dönemlerim oluyor.Önceki yazım da agresif-depresif zamanıma denk gelmiş.Yazımı tekrar tekrar okuduğumda "ne kadar çok kızmışım" diye şaşırıyorum.

Öyle bir ruh halindeyken sanki her şey üstüme gelir gibi olur.Bazen öyle zamanlar olur ki kaçıp gitmek isterim kimsenin beni tanımadığı yerlere.Sanki kaçtığım zaman bütün sorunlarım arkada kalacakmış gibi...Fakat kaçmak çare olsa.Düşüncelerin de seninle beraberinde gelir nereye gidersen git.Önemli olan beni mutsuz eden düşüncelerden kurtulabilmek.

Arasıra böyle ruhumun sıkıldığı haller olur.Bu durumdayken hiç konuşmam.Çevremdeki tüm insanlar sanki bana muhalefetmiş gibi gelir.Bu yüzden yaptıkları her harekete gıcık olurum.Hatta hiç suçları yokken terslediğim bir kaç arkadaşım olmuştur.(Eğer yazımı okursanız garezim size değildi.Yüzünüze de söyledim zaten )

Aslında sorun herkesin bizim gibi olmasını istemekte.Benim gibi düşünsün,benim gibi yapsın,ben gibi söylesin,ben,ben,ben...İnsanın doğası gereği bencilce davranışlardan biri olması gerek.Her elin parmağı bir değildir.İnsanlar da haliyle birbirinden farklı olmak zorunda.Bu fark olmasaydı zaten,monoton dediğimiz hayat daha da çekilmez olurdu.Bunları düşünürken aklıma matrix'in üçüncü filmi geldi.fikirAjan simit virüs gibi kendini kopyalıyor.Bir bakmışsın herkes simit olmuş.Allahım kabus mu görüyorum.Biri beni uyandırsın.blurİyiki herkes farklı.Hayat farklılıkları yaşamak değilmidir zaten.

Bu hallerden sizi kurtaran birisi varsa, ne mutlu size.Benim var biri Saba Tümer.Diğeri değer verdiğim birisi.Canım sıkkın oldu mu açarım Saba Tümeri,onun bir kahkahası benim bütün neşemi yerine getitirir.Ya da geçerim bilgisayarın başına onunla konuşurum.Onunla derken Saba hanım değil yanlış anlaşılmasın. :D Değer verdiğim birisi dediğim kişi.İsmini yazmıyorum çünkü izin almadım.O da yazılarımı takip eden birisi sağolsun.(Kuzum kendini biliyorsun,İyiki varsın pinokio)

Böyle hala çözemediğim karmaşık bir ruh halim var.Bu konu üzerinde derin araştırmalarım devam ediyor... fikir

Etkiye Tepki!!!

on 26 Mayıs 2009 Salı

(Isaac Newton)

Elimden geldiğince samimi bir şekilde yazılarımı yazmaya çalıştım ve bu şekilde yazmaya devam edeceğim.Bloglamanın özgür dünyasını kavrayamayan insancıklar her nedense bunu anlayamıyorlar.Hiç olmazsa biz blogcular her konudaki düşüncelerimizi mertçe yazıyoruz.Biraz da bu yönden bizlere saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.Bu nedenle her okuduğum bloga yorum bırakırım.Çünkü yorum blog yazarını yazmaya teşvik eden etmenlerden bir tanesidir.Yanlış da anlaşılmasın ben yazıları yorum almak için de yazmıyorum.Daha önceki yazılarımı okuyanlar varsa da böyle bir kaygıyla yazı yazmadığımı anlarlar.Bu blogu da neden açtığımı "Bir Blogun Doğuşu" adlı yazımda da belirtmişimdir.

Neden bu kadar tepkili bir yazı yazdığımı merak eden olabilir.Benim tepkim sadece empati yapamayan insanlara.Onlara kızmıyorum aslında.Yapamamakta haklılar.Çünkü bizlere böyle bir duygunun var olduğunu öğretmemişler.Hepimiz empati özürlü yetiştirilmişiz ve bu sayede iyice bencilleştirilmişiz.Ama şuna kızıyorum; daha kendini çözemeyip kendi eksikliklerini tamamlamayıp da başkalarının kusurlarını arayan insanlar beni deli ediyorlar.

Allaha şükür ki farkındalığı elde edip bu duyguyu edinebilmişim.Olmayanlara da tavsiyem şu; önce empati nedir öğrenin, benim veya bir başkasının yazılarını öyle okuyun, ona göre değerlendirme yaparsınız.

Siz en içten duygularınızla bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz, karşınızdaki kişi hiç bu yönü düşünemeyip "bir kaç cümle okudum saçma geldi hemen kapadım."diyebilme lüksünü nereden buluyor acaba buna şaşarım.En azından yazının veya blogun tamamını okursun ona göre iyi veya kötü eleştiride bulunursun ben de ona göre yazılarımda daha dikkatli davranırım.

Şunu da belirtmek isterim ki duygu ve düşüncelerini yazıya dökmek her babayiğitin harcı değildir.Kaldı ki dökebiliyorsun bunları internette yayınlamak da biraz cesaret ister.Keşke herkes blog açacak kadar dürüst olabilse. En azından ben dürüst bir şekilde düşüncelerimi yazıya döküp kendimi anlatmaya çalışıyorum.Var mı bundan daha güzel bir yöntem!!!

Bir kaç farklı samimi blog daha görmek istersen şunlara da bir göz at istersen:

Öykü
Kunegond
Zapt-ı Hayat
Bir Damla Su
Yaşadıkça

Blogcunun halinden en iyi blogcu anlar herhalde.Zapt-ı Hayat adlı blogun açıklaması anlatmak istediklerimi çok güzel özetlemiş “yazdıklarımdır bana en güzel ayna, var gel sen beni yazdıklarımdan anla…”

Not:Tepkili olduğum kişiler kendilerini bilmektedirler.

Platonik aşkla yaşamak...

on 25 Mayıs 2009 Pazartesi


Tüm umutların tükendiği anda bir ışık belirir sanki karanlığın ortasında.Sonra o ışığa doğru yönelirsin,takip edersin onu.Ne yapacağını bilemez halde sürekli yürürsün ona doğru,yürürsün ama bir türlü ulaşamazsın.Sen ona yaklaştıkça o senden uzaklaşmaktadır aslında.Çaresizce koşarsın,koşarsın,koşarsın yakalayıp kaybetmemek için.Zamanla bu sende bir arzu,bir tutku haline dönüşür.Ulaştığında bütün acılarının dineceğine inanırsın,sonra...Sonrasını düşünmeye korkarsın.Kavuştuktan sonra içindeki ateşin sönmesinden korkarsın.Düşlerinde büyüttüğün gibi olamayacağından korkarsın.Bir yanın vuslatı arzularken bir yanın vuslattan kaçmaya başlar...

Bir bakmışsındır ki yakalamışsındır ışığı.Ama içinde tüm bu korkulardan dolayı buruk bir sevinç vardır.Fark edersin ki düşlediğin gibi değildir herşey.Hüsrana uğrarsın,yıkılırsın.Bir anda bırakıverirsin elinden,bir daha yakalama fırsatının olmadığını bile bile.Düşlerini gerçeğe tercih edersin,karanlıklar içinde büyütmeye devam edersin.

Aradan uzun zaman geçer.Artık ruhun paramparça olur,benliğin yok olur ve tamamen o olursun.İstesen de çıkaramazsın içinden.Çünkü bedeninin herbir zerresine perçinlenmiştir bir kere.Çıkarabilsen de ruhunda derin yaralar bırakacağını bilirsin.

Zamanla alışırsın.Onunla yaşamayı öğrenirsin.Bir başkası olsa da hayatında, ömrünün sonuna kadar içinde hep onun olacağını bilirsin...

Uyanamayan Dev

on 13 Mayıs 2009 Çarşamba


Yazmayalı neredeyse bir buçuk ay olmuş.Artık bir şeyler yazmanın vakti geldi de geçiyor bile.İlk yazmaya başladığım zaman geldi aklıma.İçimde sürekli konuşan hiç susmayan bir insan vardı sanki.Dürtüp duruyordu şunu da yaz bunu da yaz,yaz,yaz...Ve böyle sürüp giderken bir şeyler ters gidiyordu sanki.Yazdıklarımla çeliştiğim fikrine kapılmıştım ve o an yazmayı bırakıp kendimi incelemeye başladım.

Uzun bir süre kendimi dinledim ama bir türlü sorunun kaynağını bulamıyordum.Sorun bende değildi.Yazdıklarımla da çelişmiyordum aslında.Bir süre sonra farkettim ki çevremdeki insanlar benim savunduğum fikirlerimle çelişmekte ve bunların yansıması da beni etkilemekteymiş.

Kendimle çelişmedğimi anladıktan sonra hemen bir hevesle yazı yazmaya devam edeyim dedim.Fakat bir türlü başaramadım.Kendimi dinleyeyim derken içimdeki devi de uyutmuşum meğersem. :D Ne yapsam ne etsem bir türlü uyandıramadım.Bir kaç zorlama yazı deneyeyim dedim baktım o da olmuyor.Anladım ki zorla güzellik olmaz.Bizim dev herhalde yanlış mevsimde kış uykusuna yatmış. :) Neyse biraz daha bekleyelim belki uyanır derken bir baktım ki aradan uzun zaman geçmiş.Dedim senmisin uyuyan, aldım elime mızrağı bir dürttüm ki uyanış o uyanış.Bu acıyla bir daha ömür boyu uyumaz herhalde.Şimdilik biraz uyku sersemi,kendine geldiği zaman yine geveze haline döner. :D

Tabi ki bu uzun arada suskun tarafımla hikaye yazmaya başladım.Son zamanlarda okuduğum kitaptan da etkilendim.Kitap Mehmet Rauf'un Eylül diye bir romanı.Türk edebiyat tarihinin ilk psikolojik romanı olarak da kabul edilir.Kişilerin olaylar karşısındaki durumunu anlatan güzel bir kitap.Okumanızı tavsiye ederim.

Daha önce arkadaşımın yaşanmışlıklarından esinlenerek yazdığım hikaye gibi bu sefer biraz kendi yaşanmışlıklarım biraz da hayal dünyamın yardımıyla hikayeye başladım.Başladım başlamasına fakat hikaye bir türlü bitmek bilmiyor.Bizim hikaye oldu roman uzadıkça uzuyor.Hala da sonunu getiremedim ama en kısa zamanda toparlayıp blogda yayınlayacağım.Çok uzun olduğu için kısa kısa ön hikayeler şeklinde parçalamayı düşünüyorum.O da aşağı yukarı beş veya altı bölümden oluşur herhalde.

Ohh be!!!Dünya varmış.Yazmak ne güzel bir şeymiş ;)